16/10/2008Denemeler
anasayfa
anasayfa
anasayfa

Üzülmek: üzüntü duymak kaygılanmak. Üzüntü: olması istenmeyen olaylardan doğan ruh tedirginliği. Acımak: Merhamet etmek, başkasının uğradığı veya uğrayacağı kötü bir duruma üzülmek. Amacım Türk Dil Kurumunu onaylar şekilde kelimelerin anlamlarını beyninize kazımak değil elbette. Üzülmek denen olguyu biraz kurcalamak. Biz Türk milleti olarak genelde her şeye üzülen her şey için gözyaşı dökebilen bir milletiz. Arabesklik neredeyse bünyemizin yapı taşı.  Üzülmemek için kocaman bir formül parladı birden aklımda sabahın erken saatlerinde. Aslında hepimizin bildiği hatta çoğu zaman kullandığımız bir atasözü “Acıma Acınacak Hale Gelirsin”. Konu itibari ile baktığımızda başımıza gelenlerin çoğu acımaktan, başkaları için kaygı, üzüntü duymaktan kaynaklanıyor. Kötü bir şey değil elbette ama bizim yaptığımız kendi bireyimizin önüne getirircesine, kendi olgumuzun, var oluşumuzun önüne getirircesine yapıyoruz bunu. Öyle güzel yapıyoruz ki bir zaman sonra içinden çıkılmayan sorunlarla uğraşmaya başlıyoruz.  Hatta bu duruma geldiğimizde de başka bir ata başka bir sözle cevap veriyor bize “Besle Kargayı Oysun Gözünü”. Atalarımızın her şeyi bildiği ve yaşadığı, birçok örnekten ve bilgelikten sonra bu cümleleri sarf ettiklerini düşünürsek. Anlamamız gereken şeyi bize kocaman harflerle bağırarak söylüyorlar “Önce Can Sonra Canan”.

Entelektüel beyinlerin henüz evrimleşmediği zamanlarda sözcüklerin bu kadar kısa ama bir kitap kadar çok şey anlattığını görmek çoğumuzu şaşırtabilir. İşin özü öncelikle basite indirgemek sanırım. Kavram karmaşasından kaçıp olayı en doğru cümlelerle en kısa şekilde ifade edebilmek. Janjanlı en az kullanılan kelimelerle sevişmeden, satır aralarında boğulmadan mesajı verebilmek asıl önemli olan. Toplumsal mesaj vermektense konunun özüne dönelim. Bir birey önce kendisini düşünüp ona göre hareket eder ve Canan’dan önce can’ı düşünürse ve üzüntü duyması gereken durumun kendisine getireceği olumlu ve olumsuz şeyleri gözeterek üzülmeye veya üzülmemeye karar verirse muhtemelen ilk kullandığımız atasözü olan “Acıma Acınacak Hale Gelirsin” deki etkenleri yüzdesel olarak azaltmış olmaktadır. E peki bunun bize yararı nedir? Veya kardeşim bu nasıl mantık ki üzülmek veya üzülmemeye bile karar vermem gerekiyor diyebilirsiniz. Hemen örnekleyelim. Gözümüzün önüne 2 kişi getirelim erkek veya kadın ikisi de aynı yaşta olsun. Bunlar aynı zamanda aynı mekânda bulunsunlar. Senaryoyu biraz daha geliştirelim hatta mekân yer zaman ve olayları da netleştirelim. Ahmet ve Saffet olsun isimleri ve Ankara‘dan İstanbul’a gelmek için aynı saatte AŞTİ de bulunsunlar. Bu iki arkadaşımızın cebinde 50 şer lira para bulunsun ve henüz biletlerini almadıkları gibi otobüs bilet fiyatının da ne kadar olduğunu bilmesinler. Aynı zaman diliminde ikisine doğru yürüyen temiz yüzlü, suratına baktığınızda size mutluluk hissi veren yaşlı bir amca olduğunu varsayalım. Ahmet ve Saffet e aynı anda şu cümleyi kursunlar “Evladım 2 gündür açım, hiçbir şey yemedim, Oğlum gelecekti beni almaya oda gelmedi, Allah rızası için bir kuru ekmek parası”.Şahsen birçoğumuzun içinin yağları erir o Dakka ve elimizi cebimize atarız. Ahmet de öyle yapıyor ve kuru ekmek parasını bırakın cebindeki paranın 10 lirasını amcaya veriyor. Saffet biraz daha farklı bir yol izleyip şu cümleyi kuruyor “Amca İstanbul’a yola çıkacağım biraz bekle biletimi alayım hemen döneceğim”. Farkındaysanız ikisi de amcayı terslemedi dilencidir, dolandırıcıdır demedi. Saffet Otobüs firmasının önüne gidiyor ve İstanbul bileti istiyor. Gişedeki görevli 45 YTL diyor. Ödemesini yapıp amcanın yanına geliyor ve elinde kalan son parasını amcaya veriyor. Ahmet imiz ise birisine yardım etmenin mutluluğu ile Otobüs firmasının önüne gidiyor ve bir İstanbul bileti istiyor. Gişedeki görevli 45 YTL diyor ve Ahmet in başından kaynar sular dökülüyor. Biraz matematik sorusu gibi oldu kusura bakmayın ama gördüğünüz üzere en basit örnek bile önce kendi hesabımızı yapmamızı gösteriyor aslında bize. Bu örneklemeyi en yalın hali ile tutmaya çalıştım özellikle yan etkenleri geliştirip çürütebilirsiniz belki ama sonuç yine değişmez. Acımamaktan kastımız bencil, egoist, kendini beğenmişlik değil aslen. Anlatılmak istenen öncelikle durumlar içerisinde kendimizin duruş şeklini ve kendimizin çıkarlarını korumak tabi acınacak hale gelmek istemiyorsak. Bu örneklemeyi hayatımızın her yanına uygulayabiliriz. Aşk, iş, ticaret, arkadaşlık, akraba ilişkileri bu kadar fazla örneği ne siz okumakla neden ben yazmakla yorulmayayım. Çalıştırın biraz saksıyı!

İnsan genelde bir şey elde etmek istiyorsa her zaman için yumuşak noktaya çalışır. Genel olarak ta manevi yönümüz olan acıma duygumuz iş başındadır koca bir sazan balığı gibi. Kendi benliğimizin durumunun halinin iyi olduğunu kanıtlamak için üzülecek acıyacak yardım edecek insanlar, canlılar arar dururuz istemeden de olsa. Hiç kimse yardım isterken yardım istediği kişinin nasıl bir durum içerisinde olduğunu da düşünmez genelde. Bunu en güzelde kadınlar yapar. Eyvah bütün kadınlar düşman kesilecek bana şimdi.  9 köyden kovdular bir 10 uncusunu da bulurum elbet. Çok fazla genellenebilecek bir durum olduğu için örneklemeden geçmek istiyorum. Kısa olarak anlatmak gerekirse kadın dediğimiz hayatımızın olmazsa olmazları her zaman için duygularını biz erkeklerden daha fazla yaşarlar hayatlarında ve bilimsel bir gerçektir ki insan hangi uzvunu daha çok kullanırsa yeteneği o yönde gelişir. Duygularını çok fazla kullanan kadınlar her zaman için biz erkekleri can’dan önce canan’ı seçtirmeye ikna etmişlerdir. Kötülemekten ziyade hayranlıkla ve ayakta alkışlanası bir durumdur bence bu. Ders almayıp aynı hatalara tekrar düşenler için söylenecek fazla bir söz yok aptallığımıza yanalım sadece.

3 Yorum “Üzülmek”

  1. Ömer diyor ki:

    Üzülmek … Sütü kovaya sağıp çoğu defa kendi ayağımızla tekmelediğimiz sonrada ah vay ! ettiğimiz tümceler envanteri … Kendim ettim kendim buldum aparatı …

  2. evren diyor ki:

    Tıpkı Mehmet Akif Ersoy’un Düşüncesi gibi
    Dikkat ederseniz İlk Önce Can…. :)
    Cânı cânânı, bütün varımı alsın da Hüdâ, Etmesin tek vatanımdan dünyâda cüdâ
    Bencede Herzaman Heryerde Can:D

  3. Taner Yener Colak diyor ki:

    Aslen örneklemelerden yola çıkarsak şayet genel bağlamda toplum – birey ilişkileri için örnek gösterilmiş durumda burada. ve genel olarak içi boşaltılmış birliktelikler belkide. istisnai durumlar her zaman olabilir. ve bu düzenin değişimini pekte etkilemez ama toplum olarak baktığımızda yaşam biçimimiz genel olarak kendimize dönük olmalı diye düşünüyorum. “Ben yoksam kimse yok” misali.

Yorum Yapın

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.